sabritirebolulu

BERAT KANDİLİ

16/8/2008 · Kategori: http://sabrikontek.azbuz.com

Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin proğramı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr'in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadir'de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat'ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur'anın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyali-i meşhurede onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'anla ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır. ( Said Nursî Şualar: 505)

Hadislerle Berat Kandili

- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:
�Recep, Allah�ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır�. Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem�in ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.

Şaban ayının önemli özelliklerinden biri Beraat gecesi gibi müstesna bir gecenin bu ayın içinde bulunmasıdır.

Ebu Hüreyre Radıyallahu And�dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:
��Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
��Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
��Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
��Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.

Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: "Ne mutlu bu gece rüku edenlere.
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Bu gece secde edenlere ne mutlu".
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."

- Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Nıfs-u Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder."

Berat Gecesinin Mahiyeti ve Önemi

Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol) ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.
Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur.
Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir.
Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.
Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle:
"O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur."
Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece Kadir Gecesidir. İkrime bin Ebi Cehil'in de dahil olduğu bir grup alim ise; bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. Bu hikmetli işler nelerdir ve âyetin mânası nedir?

Yıllık kader programı
İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:
Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.
Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.
Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.
Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil'e verilir ki bu büyük bir melektir.
Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.
Fahreddin er-Râzî"nin açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir.1
Berat Kandilinin "bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve beşer mukadderatının programı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetinde" olması bu manalara dayanmaktadır.2
Kur'ân'ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir:
Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.

Berat Gecesinin özellikleri
Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü'min kullarına berat yazar. Zaten bu gecenin dört adı vardır: "Mübarek Gece", "Berae Gecesi", "Sakk Gecesi. Belge ve senet. (Allah Teala bu gece mü'min kullarına beraet yazar)", "Rahmet Gecesi."
"Berat, beraet" kelimesi "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir.
"Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir.
Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Berat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.3
Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.
1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
4. Allah'ın af ve bağışlamasının coşması.
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.
Bir rivayette bildirildiğine göre Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam Şâban'ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti, üçte biri verildi. Ondördüncü gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi. Onbeşinci gecesi niyaz etti, hepsi verildi. Ancak Allah'tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka...
Zemzem kuyusunun bu gecede açık bir şekilde coşup çoğalması da bu manaları kuvvetlendiren kutsal bir işaret olarak yorumlanmaktadır.4

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini çeşitli şekillerde nazara vermektedir.
"Şâban'ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:
"İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. "Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim.
"Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.
"Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder."s
Çünkü o gece İlâhi rahmet coşmuştur. Berat Gecesi beşer mukadderatının programı çizilirken insanlara verilen eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen, gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle Cenab-ı Hakka iletip isteklerini Ondan talep eden ve belalardan Ona sığınan bir insan ne kadar bahtiyardır. Buna karşılık, her tarafı kuşatan rahmet tecellisinden istifade edemeyen bir insan ne kadar bedbahttır.

Bu gece af dışı kalanlar
Peygamber Efendimiz bu gecede af dışı kalanları şu hadisleri ile bildirmektedir:
"Muhakkak ki, Allah Azze ve Celle Şâban'ın onbeşinci gecesinde rahmetiyle yetişip herşeyi kuşatır. Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna."6 "Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna."7
"Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar."8
Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Peygamber Efendimiz özellikle Şaban ayına özel bir özen gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi
Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resulullah Aleyhissalâtü Vesselamı yanında bulamayan Hz. Âişe kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü'1-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış halde buldu.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:
"Muhakkak ki, Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanları mağfiret eder."5

Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna."6 "Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna."7
"Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar."8
Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Peygamber Efendimiz özellikle Şaban ayına özel bir özen gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi
Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resulullah Aleyhis-salâtü Vesselamı yanında bulamayan Hz. Âişe kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü'1-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış halde buldu.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:
"Muhakkak ki, Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanları mağfiret eder."9

İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur'ân harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap verilmektedir.

Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.
"Onun için elden geldiği kadar Kur'ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır."10

Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü'min kardeşlerimizle birlikte teşkil ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve bölünmez.

Berat Gecesi ibadeti
Gecenin manevi değeri dolayısıyla namaz, Kur'ân tilaveti, zikir, teşbih ve istiğfarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi müstehaptır.

İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur'ân harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap verilmektedir

Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.
"Onun için elden geldiği kadar Kur'ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır."10

Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü'min kardeşlerimizle birlikte teşkil ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve bölünmez.

İmam-ı Gazali Hazretleri el-İhyâ'da, Berat Gecesinde yüz rekât namaz kılınması hakkında bir rivayete yer verse de, hadis âlimleri bu namazın sünnette yerinin olmadığını, böyle bir namazın Hicretten 400 sene sonra Kudüs'te kılınmış olduğu tesbitinde bulunurlar. Hatta İmam Nevevi böyle bir namazın sünnette bulunmadığı için bid'at bile olduğunu ifade eder.

Bunun yerine kaza namazının kılınması daha isabetli olacaktır. Bununla beraber kılındığı takdirde de sevabının olmadığı anlamına gelmez.
Çünkü ibadet alışkanlıklarının iyice azaldığı zamanımızda insanların bu vesileyle namaza yönelmelerini hoşgörü ile karşılamak faydalı olacaktır.

Berat Gecesi Duası
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:
"Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."11

Berat Duası
Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:
"Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini
siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."12
Bu idrak ve şuur içinde ihya edeceğimiz Berat Gecesinin hepimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz edelim.

Berat Gecesi Namazı -I
Şaban ayının on beşinci gecesi kılınacak olan namaz ; yüz rekattır. Bu namazın her rekatında, Fatihadan sonra on kere ihlas süresi okunur. Yüz rekat kılan kişi bin defa ihlas süresini okumuş olur.
Bu namaza hayır namazı da denmiştir. Geçmiş büyükler bu namazı toplu halde cemaatle de kılmışlardır. Bu namazın çok fazileti olduğu gibi, hesaplanama-yacak kadarda çok sevabı vardır.

Hasan-ı Basri Rahmetullahı Aleyh'den gelen rivayete göre:
"Otuz sahabeden dinledim, bu namaz için şöyle dediler: "Her kim bu namazı, berat gecesi kılar ise. Allah-u Teala'nın yetmiş rahmet nazarı ona ulaşır. Her nazarda, kendisinin yetmiş ihtiyacı yerine gelir. Bunların en küçüğü, Allah-u Teala'nın mağfiretidir.


Berat Gecesi Namazı -II
Berat gecesi kılınan namazlardan biride iki rekat olarak kılınır.
Birinci rekatta Fatiha okunduktan sonra kısa bir sure okunarak rükuya gidilir. Rükudan doğrulur ve secdeye gidilir. Secdede uzun sure kalınır, bu konuda belli bir tahdit yoktur, ne kadar dayanabilirsen.
İkinci rekatta da aynı şekilde Fatihadan sonra kısa bir sure okunur. İlk rekatta olduğu gibi secdeye gidildiğinde yine uzun sure secdede kalınır. Gücünüzün yettiği kadar. Secdeden kalkılır tahiyatta okunacaklar okunur ve selam verilir. Selam ile birlikte eller dua için alemlerin Rabbine kalkar...
Bu namaz hakkında Hz. Aişe Radıyallahu An-hum'a validemiz, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir.
-"Ya Aişe, bu gecenin nasıl bir gece olduğunu bilir misin? Bende
-"En iyisini, Allah ve Resulü bilir." Dedim. Şöyle buyurdu:
-"Bu gece şaban ayının yarısıdır. Dünya işleri ve kulların işleri bu gece Yüce Hakka arz edilir. Bu gece cehennemden azat edilenlerin sayısı; kelb kabilesinin koyunları sayısı kadardır. Bu gece bana izin verir misin"?
-"Olur" dedim. Kalkıp namaza durdu. Ayakta durması hafif oldu. Fatiha suresini okudu; sonra da küçük bir sure okudu. Gecenin yarısına kadar secdede kaldı. Daha sonra ikinci rekata kaktı. Ayakta iken, birinci rekatta okuduğu kadar bir şey okudu. Sonra yine secdeye vardı. Bu secdede dahi, tan yeri ağarıncaya kadar kaldı. Secdede o kadar kaldı ki, bunun için Yüce Allah ruhunu aldı sandım. Bana gelmesi uzayınca, kendisine yaklaştım. Hatta ayaklarına elimi sürdüm. Hareket ettiğini görünce rahatladım. Secdesinde şöyle dediğini işittim:
"Azabından affına sığınırım. Dargınlığından rızana sığınırım. Senden sana sığınırım. Şanın yücedir. Sen kendi zatını övdüğün gibi, seni övemem..."
Sonra kendisine sordum: "Ya resulullah, bu gece secdende bir şeyler okuduğunu duydum. Bunları daha önce okuduğunu hiç duymamıştım. Böyle demem üzerine, bana sordu: "Sen onları öğrenebildin mi"? Bu sorusuna karşılık: "Evet" deyince, şöyle buyurdu:
"Onları hem sen öğren, hem de başkalarına öğret."

 

Kaynaklar
1 Hülâsâtü'l-Beyân. 13:5251.
2 Şualar, s,426.
3 TDİ."Berat" maddesi.
4 Hak Dini Kur an Dili, 5:4295
5 İbni Mâce, İkame, 191.
7 et-Tergîb ve't-Terhib, 2:118.
8 İbni Mace, İkametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38.
9 Tirmizî, Savm:39.

http://sabrikontek.azbuz.com http://sabrikontek.blogcu.com sabri28kontek.sitemynet.com

Kalıcı Bağlantı

BERAT KANDİLİ

16/8/2008 · Kategori:

Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin proğramı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr'in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadir'de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat'ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur'anın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyali-i meşhurede onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'anla ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır. ( Said Nursî Şualar: 505)

Hadislerle Berat Kandili

- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:
�Recep, Allah�ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır�. Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem�in ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.

Şaban ayının önemli özelliklerinden biri Beraat gecesi gibi müstesna bir gecenin bu ayın içinde bulunmasıdır.

Ebu Hüreyre Radıyallahu And�dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:
��Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
��Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
��Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
��Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.

Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: "Ne mutlu bu gece rüku edenlere.
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Bu gece secde edenlere ne mutlu".
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."

- Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Nıfs-u Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder."

Berat Gecesinin Mahiyeti ve Önemi

Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol) ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.
Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur.
Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir.
Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.
Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle:
"O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur."
Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece Kadir Gecesidir. İkrime bin Ebi Cehil'in de dahil olduğu bir grup alim ise; bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. Bu hikmetli işler nelerdir ve âyetin mânası nedir?

Yıllık kader programı
İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:
Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.
Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.
Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.
Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil'e verilir ki bu büyük bir melektir.
Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.
Fahreddin er-Râzî"nin açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir.1
Berat Kandilinin "bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve beşer mukadderatının programı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetinde" olması bu manalara dayanmaktadır.2
Kur'ân'ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir:
Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.

Berat Gecesinin özellikleri
Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü'min kullarına berat yazar. Zaten bu gecenin dört adı vardır: "Mübarek Gece", "Berae Gecesi", "Sakk Gecesi. Belge ve senet. (Allah Teala bu gece mü'min kullarına beraet yazar)", "Rahmet Gecesi."
"Berat, beraet" kelimesi "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir.
"Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir.
Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Berat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.3
Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.
1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
4. Allah'ın af ve bağışlamasının coşması.
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.
Bir rivayette bildirildiğine göre Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam Şâban'ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti, üçte biri verildi. Ondördüncü gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi. Onbeşinci gecesi niyaz etti, hepsi verildi. Ancak Allah'tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka...
Zemzem kuyusunun bu gecede açık bir şekilde coşup çoğalması da bu manaları kuvvetlendiren kutsal bir işaret olarak yorumlanmaktadır.4

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini çeşitli şekillerde nazara vermektedir.
"Şâban'ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:
"İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. "Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim.
"Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.
"Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder."s
Çünkü o gece İlâhi rahmet coşmuştur. Berat Gecesi beşer mukadderatının programı çizilirken insanlara verilen eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen, gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle Cenab-ı Hakka iletip isteklerini Ondan talep eden ve belalardan Ona sığınan bir insan ne kadar bahtiyardır. Buna karşılık, her tarafı kuşatan rahmet tecellisinden istifade edemeyen bir insan ne kadar bedbahttır.

Bu gece af dışı kalanlar
Peygamber Efendimiz bu gecede af dışı kalanları şu hadisleri ile bildirmektedir:
"Muhakkak ki, Allah Azze ve Celle Şâban'ın onbeşinci gecesinde rahmetiyle yetişip herşeyi kuşatır. Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna."6 "Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna."7
"Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar."8
Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Peygamber Efendimiz özellikle Şaban ayına özel bir özen gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi
Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resulullah Aleyhissalâtü Vesselamı yanında bulamayan Hz. Âişe kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü'1-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış halde buldu.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:
"Muhakkak ki, Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanları mağfiret eder."5

Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna."6 "Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna."7
"Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar."8
Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Peygamber Efendimiz özellikle Şaban ayına özel bir özen gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi
Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resulullah Aleyhis-salâtü Vesselamı yanında bulamayan Hz. Âişe kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü'1-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış halde buldu.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:
"Muhakkak ki, Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanları mağfiret eder."9

İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur'ân harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap verilmektedir.

Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.
"Onun için elden geldiği kadar Kur'ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır."10

Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü'min kardeşlerimizle birlikte teşkil ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve bölünmez.

Berat Gecesi ibadeti
Gecenin manevi değeri dolayısıyla namaz, Kur'ân tilaveti, zikir, teşbih ve istiğfarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi müstehaptır.

İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur'ân harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap verilmektedir

Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.
"Onun için elden geldiği kadar Kur'ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır."10

Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü'min kardeşlerimizle birlikte teşkil ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve bölünmez.

İmam-ı Gazali Hazretleri el-İhyâ'da, Berat Gecesinde yüz rekât namaz kılınması hakkında bir rivayete yer verse de, hadis âlimleri bu namazın sünnette yerinin olmadığını, böyle bir namazın Hicretten 400 sene sonra Kudüs'te kılınmış olduğu tesbitinde bulunurlar. Hatta İmam Nevevi böyle bir namazın sünnette bulunmadığı için bid'at bile olduğunu ifade eder.

Bunun yerine kaza namazının kılınması daha isabetli olacaktır. Bununla beraber kılındığı takdirde de sevabının olmadığı anlamına gelmez.
Çünkü ibadet alışkanlıklarının iyice azaldığı zamanımızda insanların bu vesileyle namaza yönelmelerini hoşgörü ile karşılamak faydalı olacaktır.

Berat Gecesi Duası
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:
"Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."11

Berat Duası
Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:
"Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini
siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."12
Bu idrak ve şuur içinde ihya edeceğimiz Berat Gecesinin hepimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz edelim.

Berat Gecesi Namazı -I
Şaban ayının on beşinci gecesi kılınacak olan namaz ; yüz rekattır. Bu namazın her rekatında, Fatihadan sonra on kere ihlas süresi okunur. Yüz rekat kılan kişi bin defa ihlas süresini okumuş olur.
Bu namaza hayır namazı da denmiştir. Geçmiş büyükler bu namazı toplu halde cemaatle de kılmışlardır. Bu namazın çok fazileti olduğu gibi, hesaplanama-yacak kadarda çok sevabı vardır.

Hasan-ı Basri Rahmetullahı Aleyh'den gelen rivayete göre:
"Otuz sahabeden dinledim, bu namaz için şöyle dediler: "Her kim bu namazı, berat gecesi kılar ise. Allah-u Teala'nın yetmiş rahmet nazarı ona ulaşır. Her nazarda, kendisinin yetmiş ihtiyacı yerine gelir. Bunların en küçüğü, Allah-u Teala'nın mağfiretidir.


Berat Gecesi Namazı -II
Berat gecesi kılınan namazlardan biride iki rekat olarak kılınır.
Birinci rekatta Fatiha okunduktan sonra kısa bir sure okunarak rükuya gidilir. Rükudan doğrulur ve secdeye gidilir. Secdede uzun sure kalınır, bu konuda belli bir tahdit yoktur, ne kadar dayanabilirsen.
İkinci rekatta da aynı şekilde Fatihadan sonra kısa bir sure okunur. İlk rekatta olduğu gibi secdeye gidildiğinde yine uzun sure secdede kalınır. Gücünüzün yettiği kadar. Secdeden kalkılır tahiyatta okunacaklar okunur ve selam verilir. Selam ile birlikte eller dua için alemlerin Rabbine kalkar...
Bu namaz hakkında Hz. Aişe Radıyallahu An-hum'a validemiz, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir.
-"Ya Aişe, bu gecenin nasıl bir gece olduğunu bilir misin? Bende
-"En iyisini, Allah ve Resulü bilir." Dedim. Şöyle buyurdu:
-"Bu gece şaban ayının yarısıdır. Dünya işleri ve kulların işleri bu gece Yüce Hakka arz edilir. Bu gece cehennemden azat edilenlerin sayısı; kelb kabilesinin koyunları sayısı kadardır. Bu gece bana izin verir misin"?
-"Olur" dedim. Kalkıp namaza durdu. Ayakta durması hafif oldu. Fatiha suresini okudu; sonra da küçük bir sure okudu. Gecenin yarısına kadar secdede kaldı. Daha sonra ikinci rekata kaktı. Ayakta iken, birinci rekatta okuduğu kadar bir şey okudu. Sonra yine secdeye vardı. Bu secdede dahi, tan yeri ağarıncaya kadar kaldı. Secdede o kadar kaldı ki, bunun için Yüce Allah ruhunu aldı sandım. Bana gelmesi uzayınca, kendisine yaklaştım. Hatta ayaklarına elimi sürdüm. Hareket ettiğini görünce rahatladım. Secdesinde şöyle dediğini işittim:
"Azabından affına sığınırım. Dargınlığından rızana sığınırım. Senden sana sığınırım. Şanın yücedir. Sen kendi zatını övdüğün gibi, seni övemem..."
Sonra kendisine sordum: "Ya resulullah, bu gece secdende bir şeyler okuduğunu duydum. Bunları daha önce okuduğunu hiç duymamıştım. Böyle demem üzerine, bana sordu: "Sen onları öğrenebildin mi"? Bu sorusuna karşılık: "Evet" deyince, şöyle buyurdu:
"Onları hem sen öğren, hem de başkalarına öğret."

 

Kaynaklar
1 Hülâsâtü'l-Beyân. 13:5251.
2 Şualar, s,426.
3 TDİ."Berat" maddesi.
4 Hak Dini Kur an Dili, 5:4295
5 İbni Mâce, İkame, 191.
7 et-Tergîb ve't-Terhib, 2:118.
8 İbni Mace, İkametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38.
9 Tirmizî, Savm:39.

DİNİ / KONULAR/ VE/ ALINTILAR::

Kalıcı Bağlantı

Ne Zaman Gerçek Kardeşler Olacağız?

15/8/2008 · Kategori: http://sabrikontek.azbuz.com

http://sabrikontek.azbuz.com http://sabrikontek.blogcu.com sabri28kontek.sitemynet.com.:    Ne Zaman Gerçek Kardeşler Olacağız?

Kalplerimizi İslam kardeşliği üzere birleştiren Rabbimize sonsuz hamd ve senalar…
O’nun Sevgili Resulü’ne, Ehl-i Beyt’ine, Sahabelerine ve onlara tâbi olanlara salât ve selâm…

Merhaba Dostlar;
Şu üzerinde durmayıp sıradan bir şey gibi algılayageldiğimiz İslam kardeşliğinin ne büyük bir nimet olduğunu ne zaman idrak edeceğiz?

Doğrusu zorluklarla elde dilmeyen şeylerin kıymeti de bilinmiyor.

Allah Celle ve Âlâ Hazretleri, iman nimetiyle birlikte, kalplerimizi birbirine telif etmese, kaynaştırıp ısındırmasa… Bizim de fırsatını bulsa diğer insanları çiğ çiğ yiyecek, Batılı ve ‘kimi bilmem ne bela’ insanlardan bir farkımız kalmayacak hafazanallah!

Peki, bu kardeşlik bilicini kazanmak ve diri tutmak için neler yapılabilir? İmanla kalplerimize ekilen uhuvvet/kardeşlik tohumlarını harekete geçirip yeşertecek ortama ve bilince nasıl sahip olabiliriz?

Şimdiki halde, müslümanca yaşamanın ve İslam kardeşliğinin önemini bilen milyonlarca Müslüman kardeşimiz, bu bilincini, çoğu defa belirli bir çevreye/cemaate borçlu. Dini şuur ve bilgi, büyük oranda bu ocaklarda işlenip elde edilebiliyor.

Bu sebeple, halkımızın ağzından bazen duyduğumuz; “Yahu Müslümanlık bir değil mi? Bu cemaatler de neyin nesi oluyor?” cinsinden soruvari itirazların pek haklılığı yok gibi… İslam’ın ve Müslüman kimliğinin yaşatılmasının yolunun bu cemaatlerden geçtiğinin bilincinde olmayan bu tür itirazları nereye koymalıyız acaba? Cehalet kefesine mi, gaflet kefesine mi? Varın siz düşünün…

İslam cemaat dinidir. Yani toplum olarak yaşanır. Bu açık gerçek ayet ve sünnet-i Resulullah ile sabittir. Tek başına ferdi ancak ibadet ve ahlaki meselelerle sorumlu tutabilirsiniz. Toplumun genelini ilgilendiren, davet, irşad, eğitme ve yol gösterme vazifelerini ancak müesseseler ve bu müesseseleri ayakta tutan devlet veya cemaatler yerine getirebilirler.

Cemaatlerin önemini bu şekilde vurguladıktan sonra, asıl üzerinde durmak istediğimiz, cemaatlerde kazanılan Müslüman kardeşliği bilincinin sorunlarına gelelim.

Cemaatlerde mü’min kardeşliği şuuru elde ediliyor dedik. Elde ediliyor edilmesine ama bu kardeşlik bilincinin de ciddi sorunları var.

Mesela, içinde gözlerimizi açtığımız gurubun/cemaatin temel hizmet kaidelerini ve önceliklerini, İslam’ın kaideleri ve öncelikleri gibi algılama ve uygulama hatasına düşüyoruz.

Oysa İslam çatısı her türlü meslek ve meşrebi, cemaati ve yorumu içine alan ana çatıdır. Bu ana çatının altına giren her fert ‘müslüman’dır. Müslüman şahsiyetinin esas dayanağı ‘müslüman kimliği’dir. Falan cemaatin veya filan gurubun üyesi olmak değil.

Bu yanlış bilincin oluşmasında her ne kadar bireylerin de kabahati varsa da bence asıl suçlu, mensuplarına bu şuuru vermeyen cemaat ileri gelenleridir.

İslam kardeşliği şuurunun cemaat elitleri tarafından verilmeyişinin en büyük sebebi, cemaat fertlerini kaybetme, daha doğrusu başka guruplara ‘kaptırma’ korkusudur. Oysa kendinden ve tuttuğu yoldan şüphesi olmayan liderlerin sadakat sorunu olmasa gerek.

İslam’a hizmet adına, ihlâsla ve nice fedakârlıklarla kurulmuş onca cemaatimiz, araç ve amaç dengesini kaybettiği için belirli bir kaymak tabakanın öncelikleri doğrultusunda yol almakta ve başlangıçtaki esas hedeflerin hayli uzağına yönelmektedir.

Amaç İslam’a hizmet iken, fertlerin geri plana itildiği ‘hizmete hizmet’ mantığı hâkim olmaya başlamıştır.

Kırıcı olmamak adına bu duruma sadece çarpıcı bir örnek verip geçeceğiz. İnsanımızın kolundaki bileziğini çıkarıp verdiği “İslami/dini” TV kanallarının, istisnai programlar hariç diğer kapitalist medyadan ne farkı vardır? İmanın ve İslam’ın fikriyatını savunmak için girişilmiş bu işlerde çalışan ‘müslüman’ medya mensuplarının yaşam tarzı, diğer meslektaşlarından ne kadar farklıdır?

Eskilerimizin tabiriyle; “Kem âlâtlarla, kemâlât olmaz.” Kötü hal ve tavırlarla, güzel ve makbul sonuçlar elde edilemez.

Müslüman; önce kimlik bilinciyle, sonra bu bilinci donatan ilmiyle ve bunların hepsini bütünleyen şahsiyet ve güzel bir ahlakla müslümandır. Yaban otlarının mezbeleliğe çevirdiği gönül bahçemizle, İslam’a hizmet edemeyiz. Olsa olsa, nefsimize ve çıkarımıza hizmet ederiz. Öyle görünüyor ki, cemaatlerimizin durumu da bundan farklı değildir.

İşte, bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı, cemaatlerimizin meydana getirdiği onca birikim ve emek, büyük oranda heba edilmekte veya dar gurupların çıkarlarına hizmet ederken, cemaatin bütününe veya toplumun geneline pek bir hizmet götürememektedir.

Hepsinden önemlisi, İslam’ın temsili ve tebliği noktasında ana taşıyıcı olan cemaatlerin, İslam kardeşliği adına güzel örneklik sunamamalarıdır. Fanatik futbol taraftarlığı kıvamında bir cemaatçilik anlayışı, İslam’ın evrenselliğine ciddi gölge düşürmektedir.

Görünen o ki, biz bu cemaatlerimizle, en azından bir süre daha, bırakınız evrensel İslam temsilini, kendi mahallemizde bile huzurlu bir komşuluk sergileyemeyeceğiz.

Üstelik çözüm de orta yerde bizi bekliyor;
“Ve hepiniz toptan Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın…”

Kalıcı Bağlantı

Ne Zaman Gerçek Kardeşler Olacağız?

15/8/2008 · Kategori:

Ne Zaman Gerçek Kardeşler Olacağız?

Kalplerimizi İslam kardeşliği üzere birleştiren Rabbimize sonsuz hamd ve senalar…
O’nun Sevgili Resulü’ne, Ehl-i Beyt’ine, Sahabelerine ve onlara tâbi olanlara salât ve selâm…

Merhaba Dostlar;
Şu üzerinde durmayıp sıradan bir şey gibi algılayageldiğimiz İslam kardeşliğinin ne büyük bir nimet olduğunu ne zaman idrak edeceğiz?

Doğrusu zorluklarla elde dilmeyen şeylerin kıymeti de bilinmiyor.

Allah Celle ve Âlâ Hazretleri, iman nimetiyle birlikte, kalplerimizi birbirine telif etmese, kaynaştırıp ısındırmasa… Bizim de fırsatını bulsa diğer insanları çiğ çiğ yiyecek, Batılı ve ‘kimi bilmem ne bela’ insanlardan bir farkımız kalmayacak hafazanallah!

Peki, bu kardeşlik bilicini kazanmak ve diri tutmak için neler yapılabilir? İmanla kalplerimize ekilen uhuvvet/kardeşlik tohumlarını harekete geçirip yeşertecek ortama ve bilince nasıl sahip olabiliriz?

Şimdiki halde, müslümanca yaşamanın ve İslam kardeşliğinin önemini bilen milyonlarca Müslüman kardeşimiz, bu bilincini, çoğu defa belirli bir çevreye/cemaate borçlu. Dini şuur ve bilgi, büyük oranda bu ocaklarda işlenip elde edilebiliyor.

Bu sebeple, halkımızın ağzından bazen duyduğumuz; “Yahu Müslümanlık bir değil mi? Bu cemaatler de neyin nesi oluyor?” cinsinden soruvari itirazların pek haklılığı yok gibi… İslam’ın ve Müslüman kimliğinin yaşatılmasının yolunun bu cemaatlerden geçtiğinin bilincinde olmayan bu tür itirazları nereye koymalıyız acaba? Cehalet kefesine mi, gaflet kefesine mi? Varın siz düşünün…

İslam cemaat dinidir. Yani toplum olarak yaşanır. Bu açık gerçek ayet ve sünnet-i Resulullah ile sabittir. Tek başına ferdi ancak ibadet ve ahlaki meselelerle sorumlu tutabilirsiniz. Toplumun genelini ilgilendiren, davet, irşad, eğitme ve yol gösterme vazifelerini ancak müesseseler ve bu müesseseleri ayakta tutan devlet veya cemaatler yerine getirebilirler.

Cemaatlerin önemini bu şekilde vurguladıktan sonra, asıl üzerinde durmak istediğimiz, cemaatlerde kazanılan Müslüman kardeşliği bilincinin sorunlarına gelelim.

Cemaatlerde mü’min kardeşliği şuuru elde ediliyor dedik. Elde ediliyor edilmesine ama bu kardeşlik bilincinin de ciddi sorunları var.

Mesela, içinde gözlerimizi açtığımız gurubun/cemaatin temel hizmet kaidelerini ve önceliklerini, İslam’ın kaideleri ve öncelikleri gibi algılama ve uygulama hatasına düşüyoruz.

Oysa İslam çatısı her türlü meslek ve meşrebi, cemaati ve yorumu içine alan ana çatıdır. Bu ana çatının altına giren her fert ‘müslüman’dır. Müslüman şahsiyetinin esas dayanağı ‘müslüman kimliği’dir. Falan cemaatin veya filan gurubun üyesi olmak değil.

Bu yanlış bilincin oluşmasında her ne kadar bireylerin de kabahati varsa da bence asıl suçlu, mensuplarına bu şuuru vermeyen cemaat ileri gelenleridir.

İslam kardeşliği şuurunun cemaat elitleri tarafından verilmeyişinin en büyük sebebi, cemaat fertlerini kaybetme, daha doğrusu başka guruplara ‘kaptırma’ korkusudur. Oysa kendinden ve tuttuğu yoldan şüphesi olmayan liderlerin sadakat sorunu olmasa gerek.

İslam’a hizmet adına, ihlâsla ve nice fedakârlıklarla kurulmuş onca cemaatimiz, araç ve amaç dengesini kaybettiği için belirli bir kaymak tabakanın öncelikleri doğrultusunda yol almakta ve başlangıçtaki esas hedeflerin hayli uzağına yönelmektedir.

Amaç İslam’a hizmet iken, fertlerin geri plana itildiği ‘hizmete hizmet’ mantığı hâkim olmaya başlamıştır.

Kırıcı olmamak adına bu duruma sadece çarpıcı bir örnek verip geçeceğiz. İnsanımızın kolundaki bileziğini çıkarıp verdiği “İslami/dini” TV kanallarının, istisnai programlar hariç diğer kapitalist medyadan ne farkı vardır? İmanın ve İslam’ın fikriyatını savunmak için girişilmiş bu işlerde çalışan ‘müslüman’ medya mensuplarının yaşam tarzı, diğer meslektaşlarından ne kadar farklıdır?

Eskilerimizin tabiriyle; “Kem âlâtlarla, kemâlât olmaz.” Kötü hal ve tavırlarla, güzel ve makbul sonuçlar elde edilemez.

Müslüman; önce kimlik bilinciyle, sonra bu bilinci donatan ilmiyle ve bunların hepsini bütünleyen şahsiyet ve güzel bir ahlakla müslümandır. Yaban otlarının mezbeleliğe çevirdiği gönül bahçemizle, İslam’a hizmet edemeyiz. Olsa olsa, nefsimize ve çıkarımıza hizmet ederiz. Öyle görünüyor ki, cemaatlerimizin durumu da bundan farklı değildir.

İşte, bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı, cemaatlerimizin meydana getirdiği onca birikim ve emek, büyük oranda heba edilmekte veya dar gurupların çıkarlarına hizmet ederken, cemaatin bütününe veya toplumun geneline pek bir hizmet götürememektedir.

Hepsinden önemlisi, İslam’ın temsili ve tebliği noktasında ana taşıyıcı olan cemaatlerin, İslam kardeşliği adına güzel örneklik sunamamalarıdır. Fanatik futbol taraftarlığı kıvamında bir cemaatçilik anlayışı, İslam’ın evrenselliğine ciddi gölge düşürmektedir.

Görünen o ki, biz bu cemaatlerimizle, en azından bir süre daha, bırakınız evrensel İslam temsilini, kendi mahallemizde bile huzurlu bir komşuluk sergileyemeyeceğiz.

Üstelik çözüm de orta yerde bizi bekliyor;
“Ve hepiniz toptan Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın…”DİNİ / KONULAR/ VE/ ALINTILAR::

Kalıcı Bağlantı

Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım

11/8/2008 · Kategori: http://sabrikontek.azbuz.com

http://sabrikontek.azbuz.com http://sabrikontek.blogcu.com sabri28kontek.sitemynet.com::::Sual: Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz için, (Eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) buyuruyor. Bu kudsi hadis hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Âdem aleyhisselam, Arşta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak teâlâ buyurdu ki:
(Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

Allahü teâlâ yine buyuruyor ki:
(Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hâkim]

(Ey Resulüm, İbrahim�i halil
[dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] �Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?� buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: �Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım�) [Taberani]

(Allahü teâlâ, İbrahim�i halil edindiği gibi beni de halil edindi.)
[Mevahib-i ledünniyye]

Şu halde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.
(Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsi hadisi, Marifetname�nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve imam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat�ının 122. mektubunda vardır.

Mektubat�ın farsça haşiyesinde, bu hadisin Deylemi�nin Firdevs�inde bulunduğu bildirilmektedir. Deylemi de, Buhari ve diğer muhaddisler gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir.

Mektubat-ı Rabbaninin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım), (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi hadisleri de bildirilmektedir.

Miracda Allahü teâlâ, Peygamber efendimize, (Senden başka her şeyi senin için yarattım) buyurunca, Resulullah da, (Ben de senden başka her şeyi senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kâinat)

Kalıcı Bağlantı

Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım

11/8/2008 · Kategori:

Sual: Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz için, (Eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) buyuruyor. Bu kudsi hadis hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Âdem aleyhisselam, Arşta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak teâlâ buyurdu ki:
(Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

Allahü teâlâ yine buyuruyor ki:
(Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hâkim]

(Ey Resulüm, İbrahim�i halil
[dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] �Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?� buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: �Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım�) [Taberani]

(Allahü teâlâ, İbrahim�i halil edindiği gibi beni de halil edindi.)
[Mevahib-i ledünniyye]

Şu halde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.
(Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsi hadisi, Marifetname�nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve imam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat�ının 122. mektubunda vardır.

Mektubat�ın farsça haşiyesinde, bu hadisin Deylemi�nin Firdevs�inde bulunduğu bildirilmektedir. Deylemi de, Buhari ve diğer muhaddisler gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir.

Mektubat-ı Rabbaninin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım), (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi hadisleri de bildirilmektedir.

Miracda Allahü teâlâ, Peygamber efendimize, (Senden başka her şeyi senin için yarattım) buyurunca, Resulullah da, (Ben de senden başka her şeyi senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kâinat) DİNİ / KONULAR/ VE/ ALINTILAR::

Kalıcı Bağlantı

KİBİR; ŞEYTANIN YOLUNDAN GİTMEKTİR

8/8/2008 · Kategori: sabri28kontek.sitemynet.com

Hastalıklarının farkına vararak nefsi tanımak ve bunun tedavisi ile uğraşmak her Müslümana farzdır. İnsanla, yaratıcısı olan Allah-u Zülcelal arasındaki en büyük engel nefsidir. İnsan onun hastalıklarının farkına varır ve onu terbiye ederse, ancak o zaman Allah’ın rızasını kazanacak ve kurtuluşa erecektir.

Eğer bu hastalıklarından kurtulmaz veya kurtulmak için çabalamazsa, bu hastalıkları artacak ve insan, en sonunda Cehenneme girmesi, ilahi hükümle kesinleşmiş olan şeytanın gönüllü yoldaşı olarak onunla beraber cehenneme atılacaktır…

Bu sayımızda da şeytanın ahlaklarından ve en büyük aldatma araçlarından birisi olan kibri ve sebeplerini anlatmaya çalıştık.




 
Kalbi hasta eden ve cennet yolu üzerinde büyük bir engel olarak duran hastalıklardan birisi kibirdir. Kibir; insanın kendisini başkalarından daha büyük olduğunu zannetmesi, ‘tekebbür’ (büyüklenmek) ise bu düşünceyi hareketleri ile ortaya koymasıdır. Halbuki büyük olduğunu iddia etmek, ancak Allah-u Zülcelal'e layıktır. Mahlukattan kim bunu iddia ederse, o yalancıdır.
Kibir; kendini beğenmekten kaynaklanır. Kendini beğenmek ise bütün güzelliklerin hakiki kaynağını, yaratıcısını ve ihsan edicisini bilmemektir.
Güzel huylar, Cennet-i Âlânın kapılarıdır. İşte kibir, insan ile bu kapılar arasına çekilmiş bir perdedir.

Kibirlenmeyi Allah yasaklamıştır

Allah-u Zülcelal, Kur'an-ı Kerim’in pek çok yerinde, kibrin ne kadar çirkin ve sahibi için ne kadar zararlı bir ahlak olduğunu beyan etmiştir. Bir ayet-i kerimede: “Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetleri (mi anlatmaktan) çevireceğim.” (Araf 146) Başka bir ayet-i kerimede: “Kibirlenen ve büyüklenenlerin, Allah kalplerini mühürlemiştir.” (Mümin, 35)

Başka bir ayet-i kerimede de: “Bana kulluk yapmayı büyüklüklerine yediremeyenler, aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mümin; 69) buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i şeriflerinde: “Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan (insan)'ı Allah-u Zülcelal yüzüstü cehenneme atar.” (Beyhaki) buyurmuştur.

Başka bir hadis-i şeriflerinde: “Böbürlenen mütekebbirler, kıyamet gününde zerreler gibi ayak altında haşr olunurlar. Herkes onları çiğner. Her küçük, onların üstünde ve onlardan büyüktür. Sonra cehennemin ‘boles’ adındaki bir zindanına atılırlar. Cehennem ateşi onları kaplar. Onların içeceği, cehennem halkının eriyen cesetlerinin suyudur.” (Tirmizi) buyurmuştur.

Vehb (ra) şöyle demiştir: “Allah-u Zülcelal Adn Cennetini yarattığı zaman, ona baktı ve “Sen, mütekebbirlere haramsın. Onlar sana giremezler.” buyurdu. O kul, ne kötü bir kuldur ki kibirlenerek, kibirlilerin gerçek sahibi Allah-u Zülcelal'i unutur.

Şunu hiç unutmamak gerekir ki, şeytan (aleyhillane)’yi, Adem (as)'e secde etmekten ve ebedi olarak Allah-u Zülcelal'in rahmetinden mahrum eden kibirdir.

Bütün bunlara bakarak; “Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme. Çünkü asla yeri yaramazsın ve boyun da dağlara ulaşamaz.” (İsra 37) “İnsan şimdi baksın, neden yaratıldı. O, atılan bir sudan yaratıldı.” (Tarık; 5-6)

“Kahrolası insan, ne nankör şey. (Bu kibir nedir? O hiç düşünmez mi) onu yaratan neden yarattı? Bir meni parçasından yarattı da insan biçimine koydu.” (Abese; 17-19)

Bu ayet-i kerimeler bizim için ne kadar güzel uyarılardır. İnsan, bu uyarılara bakarak, daha neyi ile kibirlenebilir ki? Yine başka bir ayet-i kerime’de: “İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.” (Lokman; 18) buyrulmaktadır.

Kibrin afetleri

Kibirlenen ve böbürlenen insan, sanki kabri geride bırakmış ve amelinin mükâfatını almış gibi gençliği ile mağrur olur. Halbuki; önünde çok büyük tehlikeler vardır. Bu tehlikelerden kendisini koruyabilmek için kalbini ıslah etmeye yönelmesi lazımdır. Çünkü Allah-u Zülcelal, kullarından bedenlerini değil, kalplerini ıslah etmelerini istemektedir.

Kibrin insan için birçok afetleri vardır. Kibirli kimse, kendisi için sevdiği bir şeyi, başkası için sevmez. Yani kendisinde olmasını istediği bir şeyin başkasında olmasını istemez.

Kibirli kimsede, ancak muttakilerin ahlakı olan tevazu bulunmaz. Kibirli kimse kin, haset, çekememezlik gibi hastalıklardan kurtulamaz. Halbuki bu hastalıkların terk edilmesinde, Allah-u Zülcelal'in izzet ve şerefi vardır.

Kibirli kimse, nasihat kabul etmez. İnsanların gıybetini yapmaktan kendini alamaz. Kibirli kimse, bu kibrini muhafaza etmek için her kötülüğü yapabilir ve böylelikle iyi hasletleri kaybeder.

Kibir sahipleri, tefekkür etmekten ve ibret almaktan mahrumdurlar. Nasıl, bir ürün sulu ve yumuşak topraklarda yetişir, sert ve susuz topraklarda yetişmezse, hikmet de mütevazı kalplerde yetişir. Kibirli olan kalpte yetişmez. Başını tavana kadar kaldıran kimsenin başı tavana değer ve yaralanır. Başını eğen kimselere de, tavan gölge olur ve onları korur.

Kibir niçin yasaklanmıştır?

Kibir hastalığına duçar olmuş kimse; bu kibri ile Allah-u Zülcelal'e, O'nun Peygamberine veya diğer insanlara karşı büyüklenmiş olur.

Oysa, Allah-u Zülcelal bir hadis-i kudsi de buyuruyor ki: “Azamet benim izarım (gömlek), Kibriyalık da ridam (cübbe)'dır. Kim benimle bu hususta ortaklığa kalkışırsa belini kırarım” buyurmuştur. Kibir, ancak Allah-u Zülcelal'e layık olup, kullarından hiç birine layık olmadığına göre; O’nun kullarına karşı kibir yapmaya kalkışanlar, Allah-u Zülcelal'e karşı günah işlemiş olurlar.

Kibir öyle bir rezilliktir ki kibirli, içinde bulunduğu hali ile Allah-u Zülcelal'in bütün emir ve nehiylerine karşı muhalefet etmeye davet eder. Zira kibirli bir insan, başka birisinden hakikati duysa dahi kabul etmek istemez, hemen karşısına çıkar. Onun için dini konularda tartışanlar, hemen birbirlerini inkara kalkışırlar. Hatta doğruyu, hasmı olan kişinin ağzından duysa, hemen çeşitli yollardan, bile bile onu çürütmeye çalışır. Halbuki bu hal, kâfir ve münafıkların bir vasfıdır.

İbni Mesud (ra): “Bir adama; ‘Allah'tan kork’ denildiği zaman; ‘Sen kendine bak, bana karışma’ dedi mi, bu günah olarak kendisine yeter” buyurmuştur. Çünkü kibir, ilk başta bir tek insana karşı büyüklenmekle başlarken, daha sonra insanı diğer insanlar da dahil olmak üzere Allah-u Zülcelal'e karşı kibretmeye kadar götürür. Demek ki kibir, insanlara karşı da yapılsa, çok yanlış bir yoldur.

İlk olarak şeytan, Adem (as)'a karşı kibirleniyordu. Allah-u Zülcelal: “Adem'e secde edin” diye emrettiği zaman dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın. Onu da topraktan yarattın.” (Sad; 76) Ve bu hali sebebiyle de en sonunda Allah-u Zülcelal'in düşmanı oldu ve O'nun rahmetinden ebedi olarak kovuldu.

Kaynak: Seyda Muhammed Konyevi; Cennet Yolunun Rehberi, Reyhani Yayınları, (3. baskı) Konya, 2006.DİNİ / KONULAR/ VE/ ALINTILAR::

Kalıcı Bağlantı

ARINMA GECESİ

6/8/2008 · Kategori: http://sabrikontek.blogcu.com

http://sabrikontek.azbuz.com http://sabrikontek.blogcu.com sabri28kontek.sitemynet.com.::MÜJDE!
RAHMET VE KURTULUŞ AYI RAMAZAN GELİYOR!...
1 Eylül Pazartesi günü başlayacak olan mübarek Ramazan Ayının İslam âlemine ve bütün insanlığa hayır ve bereket getirmesini diliyoruz.

 

Arınma ve Kurtuluş Vesilesi

Şaban ayının 14. gününü 15'ine bağlayan geceye Berat Gecesi denir. 16 Ağustos Cumartesi günü akşamı Berat Gecesi’dir.

Aslı “Beraet” olan ve Türkçe’ye “Berat” olarak giren bu kelimenin sözlük anlamı: “Borçtan, hastalıktan, suç ve cezadan kurtulmak”. Dinî literatürde ise: “Günahlardan arınmak, temize çıkmak, ilahî af ve rahmete nail olmak” manasını ifade etmektedir.

Buna göre Berat gecesi, Allah Teâlâ’nın affı ve bağışlaması ile Müslümanların günahlardan arınmasına ve kurtuluşlarına bir vesiledir.

Allah Teâlâ, bu mübarek gecede, kendisine yönelip af dileyen mümin kullarına, cehennemden kurtuluş beratı verir. Berat gecesine, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle: “Mübarek”; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle: “Beraet”; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle: “Rahmet”; geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle: “Beraet ve Sakk” adı da verilir.

Muaz b. Cebel (ra)'dan rivayetle Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Zülcelal Şaban’ın onbeşinci gecesi bütün yaratıklarına muttali olup, onların hepsini bağışlar. Ancak müşrik ve münafığı bağışlamaz.” (Taberani, İbn Hıbban)

Berat gecesi hayırlarla dolu olayların meydana geldiği bir gecedir. Berat Gecesi’ni, bu derece yücelten husus, Berat gecesinin kutsiyeti, Kur’an-ı Kerim’in bu gecede Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına indirilmiş olması ile alakalıdır.

Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Hâ Mîm. Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Duhan; 1-6)

Ayet-i kerimede geçen: “Mübarek gece”den maksat, bazı müfessirlere göre: Berat gecesidir. Bu tefsir sahiplerinin sahih kabul ettiği rivayetlere göre: Kur’an-ı Kerim’in tamamı, bu gecede Levh-i mahfuz’dan dünya semasındaki Beyt-i Ma’mur’a indirilmiş, sonra da Kadir gecesinden itibaren Cebrail (as) vasıtasıyla Peygamber Efendimiz (sav)e peyderpey indirilmiştir.

Ayrıca Kıble’nin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke-i Mükerreme’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin; hicretin ikinci yılında, Şaban ayının 15’inde vuku bulması da bu geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.

Kaderler Bu Gece Yazılır

Berât gecesi, ilâhî emirlerin Levh-i Mahfûz’da yazılmasına başlanır. Kâtip melekler bu geceden, gelecek seneki aynı geceye kadar olan olayları yazar ve bu “Kadir gecesi” bitirilerek, rızıklara ait nüsha Mikail (as)’a; musibetlere ait nüsha Azrail (as.)’a; harplere, zelzelelere, yıldırımlara, çöküntülere ait nüsha da Cebrail (as)’a teslim olunur.

Osman b. Ahnes (ra)’den rivayete göre, Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “Şaban’dan Şaban’a eceller belirlenip (görevli meleklere bildirilir), o kadar ki adam evlenir, çocuğu olur, oysa ismi ölecekler arasına (yazılıp) belirlenmiştir.” (Beyhakî, Şuabu’l-İman, 3/386, No:3839, Deylemi, Firdevs, 2/73, No:2410)

Peygamberimiz Gibi Değerlendirelim

Peygamber Efendimiz (sav)’in Şaban’ın onüçüncü gecesi yaptığı dua üzerine ulu Allah'ın kendisine ümmetinin üçte biri üzerine şefaat yetkisi verdiğini, ondördüncü gecesi yaptığı dua üzerine kendisine ümmetinin üçte ikisi üzerine şefaat yetkisi verdiğini ve onbeşinci gecesi dua etmesi üzerine ısrarla Allah'ın emrinden kaçanlar dışında kalan bütün ümmeti üzerine şefaat yetkisi verildiğini bildiren bir rivayete dayanarak, Şabanın onbeşinci gecesine “Şefaat Gecesi” adı verilmiştir.

Hadis-i şeriflerde geçtiği gibi Peygamber Efendimiz (sav) Şaban ayı ve berat gecesine çok önem vermiştir.

Şaban ayının içindeki berat gecesinde Peygamber Efendimiz (sav) günümüz insanları gibi oturup, yiyip içmemiş, ibadetten uzak durmamıştır. Biz de berat gecesinde vaktimizi ibadetle geçirmek suretiyle Peygamber Efendimiz (sav)'e mutabaat edelim.

Hz. Aişe (ra) anlatır: “Resulullah (sav) geceleyin kalkıp namaza durdu. Secdeyi o kadar uzattı ki, ruhunu teslim ettiğini zannettim. Onu böyle hareketsiz görünce kalkıp başparmağını hareket ettirdim, hareket edince geri yerime döndüm ve secdesinde şöyle dua ettiğini işittim;

“Azabından affına sığınırım, gazabından rızana sığınırım, senden yine sana sığınırım. Ben seni senin kendini övdüğün gibi övemem.”

Başını secdeden kaldırıp namazdan ayrılınca: “Ey Aişe! -Bir rivayete göre Humeyra!- Resulullah (sav)’in senin hakkını yerine getirmediğini mi zannettin? Buyurdu. Ben: “Hayır, vallahi Ya Resulallah! Secdeyi uzatmandan dolayı ruhunun kabzedildiğini zannettim.” dedim.

Bunun üzerine Resulullah (sav): “Bu gece hangi gecedir, biliyor musun?” dedi. Ben: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” deyince şöyle buyurdu: “Bu Şaban’ın onbeşinci gecesidir. Allah -Azze ve Celle- Şaban’ın onbeşinci gecesinde kullarının haline muttali olur (değerlendirir), bağışlama dileyenleri bağışlar, yardım dileyenlere yardım eder, kin tutanları oldukları gibi mağfiretinden geri bırakır.” (Beyhaki)

Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu: “İki bayram gecesini, Şaban ayının ortasındaki onbeşinci geceyi ibadetle kim canlandırırsa, kalplerin öldüğü gün, onun kalbi ölmez.” (İbn Mace)

Hz. Aişe (raa) şöyle anlattı: Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurdu: “Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, yüce Allah dünya semasına nüzul tecellisi eyler, Beni Kelb Kabilesi’nin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi bağışlar; hatta daha da fazlasını.” (Beyhaki)

Resulullah Efendimizin, diğer kabileleri değil de, özel olarak Beni Kelb kabilesini anlatması şu sebebe dayanır; onlar, hem şahıs olarak, hem de sürü olarak diğer kabilelerden daha fazladır.

Bu mübarek gecenin duası şöyledir:
“Allahumme in kûnte ketebte ismî şegiyyen fî divan'il-eşgiyâi femhuhu vektûbni fî divan'is-suadâi ve in kûnte ketebte ismî saîden fî divân'is-suadâi fesbuthu feinneke gulte fî kitâbik'el-kerîmi: Yemhullâhu ma yeşâu ve yusbitu ve indehû ummul-kitâb”

Bu duanın manası şöyledir:
“Allah’ım. İsmimi bahtsızlar (şakiler, günahkârlar) divanında (defterinde) bahtsız olarak yazmış isen, onu sil; beni mutlular (saidler, iyi kişiler, sana lâyık olan kullar) divanına yaz. Eğer ismimi mutlular divanına mutlu olarak yazmış isen, orada sabit tut; bırak. Sen Kur'an-ı Kerimin de, Ra’d Suresi’nin 39. ayetinde şöyle buyurdun: “Allah, dilediğini siler: dilediğini de sabit tutup olduğu gibi bırakır.” (Ra’d; 39) (Bu dua, Aliyyü’l-Kari'den alınmıştır.)

Allah-u Zülcelâl hepimize Şaban ayını ve Berat gecesini ibadetle, zikirle geçirmeyi ve Peygamber Efendimiz (sav)'e tam manasıyla mutabaat etmeyi nasip etsin.

Kalıcı Bağlantı

SADECE ‘LAİLAHE İLLELLAH’ DİYEN KURTULUR MU?

6/8/2008 · Kategori: http://sabrikontek.azbuz.com

 
Soru: Kelime-i tevhidin ‘La ilahe illallah’ kısmını söyleyen, fakat ‘Muhammedün Resulullah’ kısmını söylemeyen insanlar da ahirette Allah'ın sonsuz rahmetine kavuşacak, diyenler çıkıyor. Yalnızca "La ilahe illallah" demek yeterli midir? "Muhammedün Resulullah" demeden kurtuluş olur mu?

Cevap: İslamiyet, tevhid dinidir. Tevhid, iki ana temelden meydana gelir. Bunlar birbirini tamamlamaktadırlar. İkisi de ayrı ayrı, yalnız başına düşünülemez. "Lâ İlâhe İllallah" kelime-i tevhidini, "Muhammedün Resulullah" yani "Muhammed Allah'ın Resulüdür" cümlesi tamamlar. "Lâ İlâhe İllallah"ı kabul edip "Muhammedün Resulullah"ı reddetmek, tevhidi ortadan kaldırır. Resulullah’a inanmayan müslüman olamaz, cennete giremez.

Nitekim Kur'an-ı Kerim baştan sona kadar Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e iman edip uymayı emretmiştir. Bu konu da bazı ayet-i kerime mealleri şöyledir: " Kim Allah'a ve Resulüne iman etmezse şüphesiz biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır." (Fetih; 13)

"Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir." (Ahzab; 71)

"De ki, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez." (Al-i İmran; 32)

"Onlar, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. ‘Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz’ derler. Bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isterler. İşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa; 150-151)

"Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur. Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır." (Nisa; 13-14) "Allah'a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır." (Ahzab; 36)

"Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: Müminler, ‘İşittik, itaat ettik’ derler, işte kurtuluşa erenler bunlardır." (Nur; 51)

"Allah'a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir." (Enfal; 13) "Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!" (Haşr; 7)

"O kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun sözleri, ona bir vahiy ile bildirilmekte, öğretilmektedir." (Necm; 3-4)

Hz. Peygamber (sav)'de, Kur'an-ı Kerim’i açıklayarak, imanı şu şekilde tarif etmiştir: “İman; Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe [yani cennete, cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna ölüme, öldükten sonra diril-meye, inanmaktır.” (Buhari, Müslim, Nesai)

Mü'min olmak için bütün peygamberlere inanmak gerekir. Yahudiler ve Hıristiyanlar, diğer küfürleri bir yana, Hz. Muhammed (sav)'e inanmadıkları için de kâfir oluyorlar. Allah-u Zülcelal kafir olarak ölenlere ahirette rahmetiyle muamele etmeyecektir. Allah-u Zülcelal'in rahmeti bu dünyada herkesedir. Yalnız ahirette gayr-i müslimlere rahmet yoktur.

Nitekim İbn-i Abbas (ra)'ın belirttiğine göre: "Benim rahmetim her şeyi kuşatmıştır..." (A'raf; 156) mealindeki ayet nazil olunca şeytan ileri atılarak; ‘Ben de bir şey olduğuma göre, Allah'ın rahmetinde benimde payım var!’ demiş, aynı şekilde Yahudi ve Hıristiyanlar da pay iddia etmişlerdir.

Fakat yukarıdaki ayetin devamı olarak: "Fakat ben rahmetimi şirkten sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara vereceğim." (A'raf; 156) mealindeki ayet inince şeytan Allah'ın rahmetinden ümidini kesti.

Fakat Yahudiler ve Hıristiyanlar: "Biz hem şirkten kaçınıyor hem zekat veriyoruz ve hem de O'nun ayetlerine inanıyoruz." deyince aşağıdaki ayet nazil oldu:
"Rahmetime nail olanlar, Ümmi Resule ve peygambere uyanlardır." (A'raf; 157)

Bu ayet inince Yahudi ve Hıristiyanlar da Allah'ın rahmetinden ümitlerini kestiler. Böylece Allah'ın rahmetinin sadece mü'minlere mahsus olduğu meydana çıktı.

Hz. Peygamber (sav) bu konuda bazı hadis-i şeriflerde şöyle buyurmuştur: "Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim de, O'nun kulu ve resulü olduğuma şehadet eden, cennete girer." (Deylemi)

"Allah'ın Rabb, benim de peygamber olduğuma kesin olarak inanana, cehennem haram olur."(Hakim) "Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan [ve diğer kâfirler] elbette cehenneme girecektir.” (Hakim) "Cennete sadece müslüman olan girer." (Buhari, Müslim)
 

Kur'an-ı Kerim’de, ehl-i kitabın kâfir olduğunu bildiren ayet-i kerimelerden bazıları şöyledir:
"İbrahim ne Yahudi, ne de Hıristiyan’dı. O Allah'ı tanıyan doğru bir müslüman idi." (Al-i İmran; 67)

"Yahudi veya Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız" diyenlere de ki: "Aksine biz, hanif (doğru olan) İbrahim'in dinine uyarız." (Bakara; 135)

"Bir de; ‘Yahudi ve Hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek’ dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. Sen de onlara de ki; ‘Eğer doğru iseniz, haydi bakalım getirin delilinizi.’ (Bakara; 111)

"Yahudiler: ‘Uzeyir Allah'ın oğlu’ dediler, Hıristiyanlar da: ‘Mesih Allah'ın oğlu’ dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkara sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar!" (Tevbe; 30)

Bütün bunlardan anlaşıldığına göre, ehl-i kitapla iman birliğimiz yoktur. Onların Allah'a inançları bile farklıdır. Hıristiyanlar teslise inanırlar, Hz. İsa'ya -haşa- ‘Allah'ın oğlu’ derler. Böyle iman birliği olmaz.

Bazı insanlar da, bazı hadislerin ravileri tarafından kısaltılan rivayetleri delil olarak gösterip, ‘La ilahe İllallah’ demenin yeterli olacağını söylüyorlar. Oysa delil olarak sunulan bu hadislerde farklı rivayetlerde vardır.

Bu rivayetlerde her iki şahadetten de yani Allah'tan başka ilah olmadığına ve hem de Hz. Muhammed (sav)'in O'nun elçisi olduğuna şahadet rivayeti de vardır. Nitekim, Muaz hadisi buna bir örnektir. Yani: "Kim la İlahe İllallah derse cennete girer ve Allah onu cehennem ateşine haram kılar." hadisi gibi…

Nitekim Buhari'nin ‘İlim’ bölümünde rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kimse kalbinden gayet doğru ve samimi olarak Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)'in de Allah'ın Resulü olduğuna şahitlikte bulunursa, Allah o kimseyi cehennem ateşine haram kılar."

Bunu duyan Muaz: "Ey Allah'ın Resulü! Bu haberi insanlara bildireyim mi?" diye sorar. Hz. Peygamber (sav) de: "Belki buna dayanıp güvenirler de amel işlemezler." buyurmuştur. Muaz bu hadis-i vebal altında kalmamak için ölüm döşeğinde iken haber vermişti. (Fethu'l-Bari; 1/300)

İslam alimleri ‘ihtisar’ adı verilen bu gibi kısaltmaların sırrını şöyle açıklamışlardır:
"Örneğin: ‘Kim La İlahe İllallah derse cennete girer’ hadisini ele almışlar ve bunu: “Kim Muhammedün Resulullah kavliyle birlikte bunu derse" diye yorumlamışlardır. Ancak sadece tanıklığın birinci bölümünü söylemekle yetinmişler ve bundan zaten doğal olarak bu tanıklığın ikinci bölümü de anlaşılır, demişlerdir.

Çünkü sadece: "Muhammedün Resulullah’ kesin olarak bilinmektedir, bu itibarla ayrıca zikre gerek duyulmamıştır." (Fethu'l-Bari; 1/258)

Kaynak: S. Muhammed Konyevi; Asrımız Meselelerine Fetvalar, Reyhani Yayınları, 3. baskı, Konya, 2006.
http://sabrikontek.azbuz.com http://sabrikontek.blogcu.com sabri28kontek.sitemynet.com::://

Kalıcı Bağlantı

« Önceki :: Sonraki »